1980'li yıllarda ilçelerde inşa edilen iş hanlarını hatırlayanlar iyi bilir. O dönem yapılan yapılarda ortak lavabo, ortak tuvalet ve ortak kullanım alanları oldukça yaygındı. Zaman içinde bu binalar ihtiyaçlara cevap veremez hale geldi. Çoğu bakımsızlığa terk edildi, kimisi metruk yapılara dönüştü, kimisi ise yıkılarak yerini daha modern ve kullanışlı iş merkezlerine bıraktı.
Aradan yaklaşık kırk yıl geçti. Ne var ki bugün yaşanan bazı gelişmeler, geçmişte yapılan planlama hatalarının yeniden tekrarlandığı yönünde ciddi endişeler oluşturuyor.
Depremin ardından Kahramanmaraş'ta yükselen yeni iş yerleri ve ofis projeleri umut olmuştu. Ancak teslim edilen birçok yapıda eksikliklerin devam ettiği, hak sahiplerinin kendi imkânlarıyla iş yerlerini tamamlamak zorunda kaldığı yönünde yoğun şikâyetler dile getiriliyor.
Bağımsız lavabo ve tuvaletin bulunmadığı iş yerleri, tamamlanmamış elektrik ve su tesisatları, kullanıma hazır olmayan ofisler... Esnafa teslim edilen bazı dükkânlar adeta yalnızca dört duvardan ibaret. Geri kalan tüm düzenlemeler ise vatandaşın omuzlarına yükleniyor.
Peki depremden büyük zarar gören bir esnaf bu maliyetleri nasıl karşılayacak?
İşini yeniden ayağa kaldırmaya çalışan insanlar, bir yandan borçlarını öderken diğer yandan elektrik tesisatı, su bağlantıları, iç dekorasyon ve tadilat masraflarıyla mücadele etmek zorunda kalıyor. Bu durum, destek bekleyen depremzedeler açısından haklı olarak sorgulanıyor.
İş yerlerinin büyüklüğü de en çok konuşulan konular arasında yer alıyor. Geniş bir yerleşim alanına sahip Kahramanmaraş'ta uzun yıllar 150-200 metrekarelik dükkânlarda faaliyet gösteren esnafa bugün çok daha küçük alanların sunulması birçok kişiyi düşündürüyor.
Benzer sorunlar konut projelerinde de göze çarpıyor.
Şehrin sosyal yapısı, aile yaşamı ve günlük alışkanlıkları yeterince dikkate alınmadan hazırlanan bazı projeler vatandaşların yaşamını zorlaştırıyor. Dar balkonlar, küçük odalar, altyapı arızaları, su ve elektrik problemleri ile bitmek bilmeyen tadilatlar birçok ailenin ortak şikâyeti haline gelmiş durumda.
Depremzedeler yaşadıkları büyük felaketin izlerini silmeye çalışırken, eksik bırakılan uygulamaların yükünü de taşımak zorunda kalıyor.
Hiç kuşkusuz devletin deprem bölgesine yaptığı yatırımlar ve ortaya koyduğu büyük mücadele takdir edilmelidir. Ancak yapılan çalışmaların eksik yönlerini dile getirmek de vatandaşın en doğal hakkıdır. Çünkü şehirleşme yalnızca betonarme yapılar üretmekten ibaret değildir. Asıl hedef, insanların huzurla yaşayabileceği, ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri ve kendilerini ait hissedecekleri yaşam alanları oluşturmaktır.
Kahramanmaraş'ın kültürel yapısını, ticari hayatını ve aile düzenini yeterince tanımadan hazırlanan projelerin sahada karşılık bulmaması da bu nedenle şaşırtıcı değildir.
Masada çizilen planlar, sokağın gerçekleriyle örtüşmediğinde ortaya memnuniyetsizlik çıkması kaçınılmaz olur.
Bugün şehirde pek çok kişinin aklındaki sorular aynıdır:
Neden bu projeler hazırlanırken vatandaşın görüşü alınmadı?
Neden yıllardır bu şehirde yaşayan insanların ihtiyaçları dikkate değer bulunmadı?
Neden Kahramanmaraş'ın kendine özgü yaşam kültürü planlamaların merkezine konulmadı?
Kahramanmaraş; üretimiyle, ticaretiyle, sanayisiyle ve çalışkan insanlarıyla ülke ekonomisine önemli katkılar sağlayan güçlü bir şehirdir. Böyle bir kentin dar kalıplara sıkıştırılmış projelere değil, geleceği planlayan, ferah yaşam alanları sunan ve insan odaklı şehircilik anlayışına ihtiyacı vardır.
Alınan kararların sonuçları en çok bu şehirde yaşayan insanları etkiliyor.
Unutulmamalıdır ki gerçek şehircilik; yalnızca bina yükseltmek değil, insanı merkeze alan bir yaşam kurabilmektir.
Ebru Sema Akkurt
Köşe Yazarı